← NOTLAR'a dön

Tut Elimden, Gerçeğe Gidelim

· Aslı Aydemir Aytaç

“Kendine dönmek kaçış değildir,
Bir yanılsamadan uyanıştır.”
Wu Hsin

Aklım bu konulara erdiğinden beri, yaşamımdaki en zorlu alan ilişkiler oldu.
Özellikle romantik ilişkiler,
Yıllar boyunca -elimde olmadan- öncelikli gündemimdi.
Zorlayıcılık anlamında, hemen arkasından diğer ilişkiler geldi:
Arkadaşlarım, iş arkadaşlarım, tanıdıklarım ile kurduklarım.

Romantik ilişki teması, anımsayabildiğim ilk andan itibaren hayatımın o kadar merkezindeydi ki,
Küçücük bir an bile içimde yangınlara, fırtınalara neden olabiliyordu.
Bu konuda tepetaklak olmaya son derece açıktım ve bu çok korkutucuydu.

17 yaşında üniversite için İzmir’den ayrıldım ve Ankara’da yaşamaya başladım.
Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni bir düzen.
Zorlandığım ne varsa, bu yeniliklere bağladım.

21 yaşında İstanbul’a taşındım.
Farklı bir şehir, yeni bir ev, ilk kez iş yaşamı.
Zorlandığım ne varsa, bu değişikliklere bağladım.

18-28 yaşlarım arası romantik ilişkiler konusunda en zor dönemimdi.
Hayalimdeki romantik ilişkiden son derece uzaktaydım.
Bir türlü olmuyordu – üstüne üstlük, saçma sapan acılar çekiyordum.
Beni zorlayan ne olduysa, hepsini karşıma çıkan insanlara bağladım.

Dış dünyada hep bir sorun vardı:
İnsanlarda, ilişkilerde, yaklaşımlarda.
Ondan bir türlü olmuyordu.
O nedenle mutlu olamıyordum.
Esasında onlar değişse, her şey çok güzel olacaktı.
Tüm kalbimle buna inanıyordum.

“Ben olmam gereken yerdeyim. Dünya değişsin.”
Durduğum yer buydu ve çok nettim.

29 yaşımda hayalimin ötesinde bir insan ile tanıştım.
Âşık olduk.
Evlendik.
Çocuğumuz oldu.
İlişkimiz mükemmeldi.

Bunlar, yıllardır özlemini duyduğum her şeydi.
Hayallerim birer birer gerçek olmuştu.

Fakat bir tuhaflık vardı.
Bunu, bir akşam şaşkınlık ve endişe ile eşime şöyle anlattım:
“Olmuyor! Anlamıyorum! Bir şey oturmuyor!
Şu anda buradayım, seninleyim.
Senin yerine ya da senin dışında yanımda olmasını istediğim kimse yok.
Burası dışında olmak istediğim hiçbir yer yok.
Yaşamımda değiştirmek isteyeceğim hiçbir şey yok.
Buna eminim.
Fakat kendimi yokluyorum,
1 ile 10 arasında,
10: Çok mutluyum
1: Çok mutsuzum skalasında 6’dayım!
Bu çok saçma!
Ne oluyor?
Neden olmuyor?”

Dışarıdaki tüm koşullar, olabileceğinin en iyisiydi.
Ama ben beklediğim kadar mutlu değildim.

Bu, yıllardır yürüdüğüm yolun çıkmaz sokak olduğunu anladığım andı.
Sinirim bozulmuştu.
Hayal kırıklığına uğramıştım.
Bundan sonrası için endişelenmeye başladım.

Dışarıda zirveyi yaşarken,
İçimde dibi görüyordum.

Şunu idrak etmem çok zamanımı aldı:
Dışarıda elde etmek istediğim her şey,
İçimde hissetmek istediğim tek bir şey içindi:
İç huzur.

Varsayımsal olarak,
Harika bir ilişkim olursa,
İçim hiç bitmeyen mutlulukla dolacaktı.

İşimde başarılı olursam,
Hiç geçmeyen bir özgüven hissedecektim.

İnsanlar beni beğenirlerse,
Değerli olduğumu daima duyumsayacaktım.

Bunların hepsi, huzurlu hissetmek için lazımdı.
Bu nedenle, isteklerimin tamamı olmazsa olmazdı.

Kör noktamı fark etmem yıllarımı aldı:
Benim başkalarıyla değil,
Yaşam ile ilişki sorunum vardı.

Yaşamdan benim istediğim gibi olmasını bekliyordum.
Bunun için elimden ne gelirse yapıyordum.
İstediğim sonucu elde ettiğimde, geçici süre mutlu oluyordum.
Edemediğimde, uzun süre mutsuz oluyordum.

Yaşam olduğu gibiydi.
Ama ben onu olduğu gibi kabul edemiyordum.
Sorun buydu.
En baştan beri.

“Ne gölgeden kaçabilir ne de ona direnebiliriz.
Ancak onu bilinçli bir şekilde kabul ettiğimizde özgürleşiriz.”
Carl Gustav Jung

Şimdi önüme kabul etmekle ilgili bir yol açılmıştı:
Geçmişte yaşanmış ama henüz geçmemiş olanları,
Şimdi ve burada yaşamın getirdiklerini,
Yaşamın getireceklerini.
Her şeyi ve herkesi.
Yani, yaşamın bütününü…

TDK’da kabul etmek, bir armağanı almak diye tanımlanıyor.

Yola çıktığımda ben armağanı -sadece kafamdaki ile örtüşüyorsa- almayı biliyordum.
Reddettiğim, bana geldiğine bozulduğum, sinir olduğum bir sürü armağanı anımsadım.
Yaşıyorum sanırken ne kadar çok yük taşıdığımı görmek, şaşırtıcı oldu.

Yol üzerinde bedenimin verdiği en yoğun ve tekrarlanan tepki, ağlamaktı.
İçimde birikmiş bu kadar çok hüzün ve üzüntü olduğunun hiç farkında değildim.
Onlar ve benzer hisler tahliye oldukça, ben de ağır yüklerden arındığımı hissettim.

Yolun şimdi bulunduğum kısmında:
İçimde ne skala yapan telaşlı parçalar var,
Ne mutluluk peşinde koşanlar,
Ne de yaşamı manipüle etmek için var gücüyle uğraşanlar.

Onların yerinde kocaman bir açıklık ve genişlik var.
Bitmeyen bir şefkat ve iç huzur var.

Bu yazıyı, bunun mümkün olduğunu ilk ağızdan anlatmak için yazdım.

Biliyorum, yazdıklarım bir yerinden sana da temas ediyor.

“Nereden bilebilirsin?” diyeceksin.
“İnsan olmamızdan.”

Bende ne varsa, sende de var.
Sende ne varsa, bende de var.

Birbirimizden farklı değiliz.
Acılarımız bir.
İhtiyaçlarımız bir.
Arayışlarımız bir.

Şu an bulunduğumuz yer farklı olabilir.
Ama bir bütünün parçalarıyız ikimiz.

Sen benim yolculuğumu yapmış olsaydın, bugün bu yazıyı sen bana yazacaktın.
Ben senin yolculuğundan geçmiş olsaydım, bugün senin yerinde olacaktım.

Duymanı istiyorum:
Bugüne kadar ne yaptıysan,
Elinden gelenin en iyisiydi.

Bugüne kadar ne hata yaptıysan,
İnsan olduğun içindi.

Bugün ne yapabiliyorsan,
Yapabildiğinin en iyisi bu.

Hiç tereddütsüz, emin olmanı istiyorum:
Ne kadar zorlayıcı olursa olsun,
Bulunduğun yer, en doğru yer.

Utanç yok.
Acıma yok.
Ret yok.
İlerleme var.

Şimdi, eğer hazırsan her zamankinden farklı şeyler yapma zamanı:
Seni kendine davet ediyorum.
Aradığın her şeyi bulacağın yere.
Merak etme, yalnız olmayacaksın.
Ben yanında olacağım.

Lütfen hiç unutma:
Yolculuk süresince,
Her şey bir armağan.

Aslı Aydemir Aytaç
Master Certified Koç (MCC) · 14+ yıl deneyim · 7600+ saat seans
Hikayenin tamamı →