← NOTLAR'a dön

Senin Sana İhtiyacın Var

· Aslı Aydemir Aytaç

“Düşünceler gelir ve gider.
Duygular gelir ve gider.
Geride ne kalıyor, onu anla.”
Ramana Maharshi

Kızımız ana sınıfını bitirmek üzereydi.
Sene sonunda sınıf öğretmenleri bizi veli toplantısı için okula çağırdı.

İki sınıf öğretmeni ve bir rehber öğretmen, karşılarına beni ve eşimi aldılar.
Dediler ki,
“Kızınız ilkokula başlamaya son derece hazır. Fakat, daha önce sizinle de konuştuğumuz sıkıntıyı
yeniden gündeme getirmek istedik. Kızınız daha yeni tuvalete gitmiş bile olsa, gün içinde sıklıkla
yanımıza gelip “Tuvalete gitme hissim var.” diyor. Sonra diyelim, sınıftan yemekhaneye gideceğimiz
zaman “Ya tuvalet hissi gelirse?” diye endişeleniyor. Bu endişesi, onu zorluyor.

Aslında bu durum son zamanlarda hafifledi. Fakat, önünde ilkokul var.
İlkokulda zorlanabilir. Tabii, belki de zorlanmaz. Bilemiyoruz.
Sadece, bu endişesi olmasa, çok daha rahat eder, mutlu olur.
Elzem değil ama acaba diyoruz, oyun terapisi gibi bir destek mi aldırsanız?
İlkokulda zorlanma olasılığına karşın...”

Eşim sözü aldı.
Hem kızımızın annesi olduğum hem de iç dünya ile çalıştığım için
Böyle bir durumda, en çok bana güvendiğini ve güveneceğini,
Dışarıdan bir destek almaya sıcak bakmadığını söyledi.

Benim ise bu sırada, aklımdan farklı bir şey geçiyordu:
“Bu yaş grubu çocuklar benim uzmanlık alanım değil. Bu nedenle, belki de öğretmenlerin önerdiği
gibi dışarıdan destek almak lazımdır.”

Bu cümle aklımdan geçiyor olmasına rağmen,
Bedenim bu fikri kesin ve net reddediyordu.

Uzun zamandır aklından geçenlere değil, bedenine güvenen biri olarak,
Yine aynı şeyi yaptım: Bedenimi dinledim.

Şimdi bana farklı bir bakış açısı gerekiyordu.
Sıklıkla yaptığım gibi, vizörümü genişlettim.
Kendim dahil hepimizi dışarıdan izlemeye başladım.
Dakikalar içinde çok tuhaf bir şeyin içinde olduğumuzu fark ettim.

Sonra söz aldım ve nasıl göründüğümüzü şöyle anlattım:
“Şu an biz bu odada 5 kişiyiz.
Yaş ortalamamız 45.
Burada tam olarak ne yapıyoruz?”

Sessizlik oldu.
Herkes yüzüme bakıyordu.
“Endişeleniyoruz.
Bunun farkında olmadığımız gibi,
5 yaşındaki bir çocuğun endişesinin sorun olduğu fikrindeyiz.
Tuhaf, değil mi?”

Sonra devam ettim:
“Hayır, ben söz ettiğiniz durumu bir sorun olarak görmüyorum.
Aksine, bunu ayağıma gelmiş bir top olarak görüyorum.

Yaşamlarımız süresince, bakın tam şimdi, burada olduğu gibi,
Çeşitli nedenler ile hepimiz zaman zaman endişeleniyoruz.
Endişeleneceğiz.
Bu son derece doğal.

Sırf zorlayıcı olduğu için doğal olan bir duyguyu sorun diye nitelemek,
Yaşamın bir parçasını reddetmek demek.
Bu doğal değil.

Ben bugün annesi olarak, yaşamın endişe parçasını reddeder ve
Endişeyi ortadan kaldırmakla ilgilenirsem,
Çocuğuma şunu öğretmiş olurum:
‘Endişe bir sorundur. Ne zaman gelirse, onu ortadan kaldırmalısın.’
İşte bu ona yük olur.

Ben çocuğumun yük taşımasını istemiyorum.
Yükü, yaşamın doğal bir parçası sanmasını da istemiyorum.

O nedenle, endişelensin.
Endişelensin ki, temas etsin, içinden geçsin.
Ancak bu şekilde endişenin de yaşamın bir parçası olduğunu anlayabilir.
O endişelenirken, babası ve ben yanında olacağız.

Ben çocuğumun yaşamla temas etmesini istiyorum.
Yaşamdan kaçmasını, kaçınmasını değil.

İlkokulda çocuğumun yaşayabileceği olası endişelere açığım.”

Toplantı bitti.

Her insan,
Her an ve her koşulda,
İmkanları dahilindeki
En iyi tercihi yapar.

Yeryüzünde hiçbir insan yok ki,
Herhangi bir durumda,
İmkânı dahilinde daha iyisini varken,
Daha az iyisini seçsin.

Yaptığı tercih,
Öncelikle kişinin kendisi için en iyidir.

Az önceki toplantıda,

Kızımızın öğretmenleri, imkanları dahilinde en iyisi bu olduğu için bizi bir uzmana yönlendirdiler.
Endişe ortadan kaldırılırsa, belki rahatlamış belki başarılı hissedeceklerdi.

Biz annesi ve babası, imkanlarımız dahilinde en iyisi bu olduğu için bir uzmana gitme teklifini
reddettik. Böylesi, bizi kendimizce iyi anne ve baba yaptı.

Bunu anlaman yaşamın için çok önemli:

Ne yaparsan yap,
Her durum ve her koşulda,
Önce kendini seçiyorsun.
Başka şansın da yok.
Sadece bazen, bunun farkında değilsin.

Diyelim, sokakta dilenen birini gördün.
Ona para verdin.

Bunu o insana iyi gelmek için yapmış olabilirsin.
Fakat bunu, her şeyden önce,
Kendini iyi hissetmek için yapıyorsun.
Belli ki, dilenen bir insana para vermeden geçersen,
İçin rahat etmiyor.
Evet, için rahat etsin diye,
Kendin için o parayı veriyorsun.
Hayır, bu seni kötü biri yapmıyor.

Aksine bu, insan olduğunu gösteriyor.
Sen hayatta kalmaya programlanmış bir canlısın.
Ve hayatta kalabilmen için,
Doğan ile uyumlu yaşayarak
Önce kendini düşünmen lazım.

Bu kapsamda,
“Kendimi önceliklendiremiyorum.” diyen kişi de dahil,
Herkes, daima -bazen elinde olmadan- kendini önceliklendirir.

Başkasını önceliklendiriyor göründüğün zaman bile,
Bu davranışından bir kazanımın olması lazımdır.
Yoksa, bu davranışı göstermezsin.
Gösteremezsin.
Kazanımın her neyse, kendini önceliklendirdiğinin göstergesidir.

Şimdi lütfen burayı çok iyi oku:

Sen mükemmel işleyen bir mekanizmaya sahipsin.
Sorun sandığın bir sürü şey sorun değil.

Endişe ve benzeri zorlayıcı duygular sorun değil.
Kendini önceliklendirmen sorun değil.
Bir başkasının kendisini önceliklendirmesi sorun değil.
Sorun sandığın bir sürü şey, sorun değil.

Sorun, sorun olarak görmediklerin.
Bunların başında şu geliyor:
Kendi doğanı tanımıyorsun.
İşleyişini bilmiyorsun.

Bu nedenle,
Kendine güvenmiyorsun.
Kendini yeterli hissetmiyorsun.
Hatta, kolayca yargılıyorsun.

Yaşamın bunların toplamı.
O nedenle, yaşamın zor.

Ve daha büyük sorun:
Tüm bunlara rağmen,
Kendine sahip çıkmıyorsun.

Zamanında,
Üzerine yapıştırılmış etiketler,
Oradan buradan doğru diye öğrendiklerin üzerinden
Yaşamını sürdürüyorsun.

İşte endişe örneğindeki gibi,
Endişenin gelmesini doğal karşılamıyorsun.
Ama endişe geldiğinde, onu ortadan kaldırma gerekliliğini
Doğal karşılıyorsun.

Yaşamayı doğal karşılamıyorsun.
Yük taşımayı doğal karşılıyorsun.

Kendini düşündüğünü fark ettiğinde,
Kendini yargılıyorsun.

Bir başkası kendisini önceliklendirdiğinde,
Ona öfkeleniyorsun.

Çünkü doğru denilenleri sorgusuz sualsiz kabul ettin.
Onay görmeyebileceğin olasılıklara da kapalısın.

Zaman böyle geçiyor.
Ömrün bitiyor.

Bu ana kadar nasıl yaşadıysan yaşadın.
Ama şimdi buradasın.

Kendini merak etmek,
Doğal işleyişini keşfetmeye istekli olmak,
Buralara kalbini koymak,
Yaşamını iyileştirecek.

Biliyor musun, zihninin kökünde kalbin var.
Bütün gün aklından geçip zihnini meşgul eden,
Sıklıkla seni yoran, uyutmayan, deli eden bir sürü şey,
Hep, korkudan.

Korku ile yaşamak zorunda değilsin.
Güven içinde yaşaman mümkün.
Kalbini açman mümkün.

Her yaptığını zaten önce kendin için yaptığına göre,
Başlangıçta, yaptıklarını değerlendirmen önemli.
Vizörünü genişlet.
Kendini dışarıdan izlemeye başla.
Her ne yapıyorsan,
Kendine daima sor:
Ben şimdi bunu yaparken kendime nasıl sahip çıkıyorum?
Bu sorunun sende bir cevabı yoksa, kendine sahip çıkmadığın bir yerde olabilirsin.
O zaman, 2 yeni soru:
Ben şimdi bunu yaparken kendime nasıl sahip çıkabilirim?
Bunu yaparken kendime sahip çıkmak, neye benziyor?

Sahip olduğun en değerli insan,
Kendinsin.
Yeryüzünü karış karış arasan da bulamazsın:
Senden bir tane daha yok.

Lütfen kendini terk etme.
Senin sana ihtiyacın var.

Aslı Aydemir Aytaç
Master Certified Koç (MCC) · 14+ yıl deneyim · 7600+ saat seans
Hikayenin tamamı →