Seni Zorlayan Yaşam Değil
· Aslı Aydemir Aytaç
“İyinin ve kötünün ötesinde; yargıların olmadığı bir yer var.
Orada buluşalım.”
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Uykuya hazırsın.
5-10 dakika sonra uyumuş olacaksın.
Bu, zihninin en alıcı olduğu zaman dilimidir.
Şimdi ona ne verirsen,
Beynin bütün gece onu işleyecek.
Ona ne verdiğin önemli çünkü
Beynin değişebilen, yeniden şekillenebilen bir organın.
Bunun anlamı şu:
Bugün 100 yaşında bile olsan,
Bunca yıldır kırmızı diye bildiğini,
Bundan sonra mavi görmeye başlayabilirsin.
Bu iki aşamada mümkün:
1. Maviyi olabildiğince canlı haliyle gözünün önüne getir.
2. Bunun sende yarattığı duyguları hissederek uykuya dal.
Kırmızı-mavi yalnızca bir benzetme.
Değiştirmek istediğin her ne ise, senin için bir anlamı olmalı.
Bunu beynine tanıtmak için 21 gün yapmalısın.
Güçlü ve kalıcı olması için 90 güne tamamlayabilirsin.
Emek. Sabır. Hayal gücü.
İhtiyaç duydukların bunlar.
***
Şimdi esas soru şu:
Sen bu satırları okurken,
Bu tip bir çalışma sayesinde-
Neyi elde edecek olma ihtimali seni heyecanlandırdı?
Buna cevabın, sana yönelik bir şeyler söyler:
Belki derin bir özlemini.
Ya da kimsenin bilmediği bir arzunu.
Cevabın ne ise,
Yaşamında hissettiğin bir eksiktir.
Bu bir sevgiliyse,
Gözlerinin önüne bir ilişkide olduğunu getirirsin.
Bunun verdiği tatmin duygusunu hissederek uykuya dalarsın.
İş konusunda bir eksiklik duyuyorsan,
Hayalindeki işi yapmakta olduğunu görselleştirirsin.
Bunun verdiği bütünlenme duygusunu hissederek uykuya dalarsın.
Ömrün boyunca her gece beynine bu ve benzeri isteklerini kodlayabilir;
Onlara ulaşmak yolunda birer birer kendi önünü açabilirsin.
Böyle bir yaşam mümkün –
Kaldı ki, bugüne kadar sana öğütlenen de bu oldu:
Hedef Koy. Engel Tanıma. İstediğini Elde Et.
Bu bir döngü.
Fakat önemli soru şu:
Neden yaşamının böyle bir döngüsü olsun?
Şimdi, burası zorlayıcı olacak:
İstediklerini elde ettiğinde mutlu,
Edemediğinde mutsuz olacaksan,
Sürekli onlar için çaba harcayacaksan,
Oldu-olmadı çeteleleri tutacaksan,
Bir kapana kısılmışsın.
Kapandan bağırıyorsun:
Şu an yeteri kadar iyi değil!
İstediğimi elde edersem, iyi olacak!
Bu fikrini neye dayandırıyorsun?
Kafana.
Kafandaki biçimi ile gerçekleşmediği için şu anı yeterli bulmuyorsun.
Kendini çok önemsiyorsun.
Yaşamı küçümsüyorsun.
Üstelik kafanın içini şekillendiren:
Ailen. Okulun. Arkadaşların. Mahallen. Ülken. Medya. Sosyal medya.
Herkesten, her şeyden öğrendiklerin.
Kafandaki her şey bunların çıktısı.
Yani, istediklerin, sana ait değiller.
Seni, yaşam değil, taktığın maske zorluyor:
Ego.
Ramana Maharshi diyor ki,
"Ego, kendine ait biçimi olmayan bir hayalettir.
Bedenle birlikte ortaya çıkar ve onunla özdeşleşir, ama gerçek değildir."
Doğduğundan beri, etrafındaki etkileşimlerden bir şeyler öğrendin.
Kendini onlarla bir yerlere koydun.
Geçmiş birikimlerin ile şimdiyi yargılıyorsun.
Aynı birikimler ile geleceği şekillendirmeye çalışıyorsun.
Kurduğun denklemde bir eksik olduğu zaman
Rahatsız oluyorsun.
Aslında bu hikâyede sadece bir eksik var:
Sensin.
Sana ait bile olmayan fazlalıklar altında kalmışsın.
Yoksun.
Var olman,
Bir anlık mesele:
Maskeni çıkarmana bakar.
Maskeni çıkarman,
Kendini ilk kez görmen demek.
Çıplak.
Buna hazır mısın?
Dinle:
İçinde bin odalı bir malikane var.
Her kapının arkasında dünyada ne varsa o saklı.
Sevinç. Keder. Aşk. Korku. Acı.
Dışarıda ne varsa,
Bir yansıması da içinde duruyor.
Bazı kapılar sonuna kadar açık.
O odalar aydınlık, ferah.
Onlar senin kabul ettiğin parçalar.
Örneğin, Mutluluk. Sağlık. Başarı.
Dünyada neyi kabul ediyorsan,
İçinde onu görebiliyorsun.
Yönetebiliyorsun.
Bazı kapılar ise sımsıkı kapalı.
O odalar karanlık, havasız.
Onlar senin reddettiğin parçalar.
Örneğin, Bencillik. Kabalık. Kibir.
Hani birinde gördüğünde çok rahatsız oluyorsun.
İşte onlar.
Dışarıda seni ne rahatsız ediyorsa,
Sende de var olduğu ama henüz onu kabul etmediğin için.
Kabul etmediklerini yönetemiyorsun.
Hani bazı şeylerden kaçmak,
Bazılarını bastırmak,
Bazılarını yok saymak için her şeyi yapıyorsun ya,
İşte onlar.
Sorun şu ki:
Onlar seni yönetiyorlar.
Doğu felsefesinden bir anlayış der ki,
“Her insanın içinde bir dünya vardır.
Bütün dünya ise dev bir insan gibidir.
İnsan evrenin bir yansımasıdır, evren de insanın genişlemiş halidir.”
Maskeni bıraktığında, çok derinden fark edebilirsin ki,
Etrafında kimi görüyorsan,
Hepsi sensin.
Etrafında ne yaşanıyorsa,
Hepsi senin içinde yaşanıyor.
Herhangi bir şekilde “daha” değilsin:
Daha özel.
Daha erdemli.
Daha başarılı.
Çünkü bir maske olarak değil, kendin olarak var olduğun zaman,
Kimse ile kıyaslanabilir değilsin.
Doğal olarak yargılardan uzaksın.
İçinde her an şefkat ve huzur var.
6 yaşındaki kızım ile uzun zamandır uykuya dalmadan hemen önce,
Aşağıdaki cümleleri tekrar ediyoruz:
Ben değerliyim.
Ve bazen değersiz hissedebilirim.
Ben yeterliyim.
Ve bazen yetersiz hissedebilirim.
Ben sağlıklıyım.
Ve bazen sağlıksız hissedebilirim.
Ben güçlüyüm.
Ve bazen güçsüz hissedebilirim.
Ben akıllıyım.
Ve bazen akılsız hissedebilirim.
Ben başarılıyım.
Ve bazen başarısız hissedebilirim.
Ben güzelim.
Ve bazen çirkin hissedebilirim.
Ben elimden geleni yaparım.
Ve bazen hata da yaparım.
Ben harika bir insanım.
İyi ki bu dünyadayım.
Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.
Kendimi çok seviyorum.
Yalnızca,
Sınırsızlığını kucaklama cesareti gösterdiğinde,
Özgürleşebilirsin.
Elinden geleni yapacağına eminim.
Ama ne için olduğunu sen seçeceksin:
Özgür olmak için mi?
Hapis hayatının devamı için mi?