← NOTLAR'a dön

Kütüphaneyi Terk Et

· Aslı Aydemir Aytaç

“Aklını kaybet ve kendine gel.”  
- Fritz Perls
 
İngilizce’de “Come to your senses” diye bir deyim var:
“Kendine gel.” anlamında kullanılıyor. 
Kelimesi kelimesine çevirecek olsak, “Duyularına gel.”
Duyularına gel; yani gör, duy, hisset, tat ve kokla. 
Bunları yaptığında, 
Kendiliğinden şimdi ve burada oluyorsun. 
 
***
 
Sen sıklıkla şimdi, burada değilsin.
Kafanın içindesin.
 
Orada yaşıyorsun.
Orada, geçmişi kurcalıyorsun:
“Annem bana küçükken şöyle davranmıştı…”
“Babam zaten beni hiç kabul etmedi…”
“Eski sevgilim beni aldattığında…”
“Acaba bu sabah çocuğum yeteri kadar yedi mi?” 
“Eşim bana bunu nasıl söyleyebildi?”
“En yakın arkadaşım bunu yapmamalıydı!”
“Patron da olsa, bana böyle davranamaz!”
Sindiremediğin ne varsa işte, 
Tam oradasın.
 
Geçmişi kurcalamadığında, geleceği kurguluyorsun:
“Yarın eğer…”
“Oraya gittiğim zaman…”
“Kayınvalidem bana bir daha böyle yaparsa…” 
“Beni işten çıkaracak olurlarsa…”
“Yarınki toplantım bir iptal olsun…”
“Kesin bir problem çıkacak…”
“O adama iki çift lafım olacak…”
“Bu sefer de başarılı olamayacağım…”
“Bana beni sevmediğini söylerse…”
“Ya beni terk ederse…?”
Sindiremeyeceğine inandığın ne varsa işte,
Tam oradasın.
 
Sorun şu:
Kafanın içindeyken, yaşamıyorsun.
Yalnızca nefes alıyorsun.
 
***

Geçtiğimiz akşam hoş bir restorandaydık.
Oldukça kalabalıktı.
Arka planda zarif bir müzik, etrafta şık insanlar, önlerinde lezzetli yemekler vardı.
Etrafı izlerken, insanların yüz ifadeleri dikkatimi çekti:
Yüzü asık olanlar,
Memnuniyetsiz bakanlar, 
Bir robot gibi ifadesiz duranlar… 
Her şeyin "mükemmel" göründüğü ortamda, içtenlikle gülümseyen tek bir kişi bile yoktu.

Gözlerimin önündeki bu restoranı, içindekiler ile beraber bir çizim programında silsem;
Yerine bir cenaze töreni yerleştirsem, hiç fark etmeyecekti.
Bu yüz ifadeleri, bu donuk bakışlar bir cenaze törenine de tam uyardı.

Ne oluyordu?
Aslında her zaman, her yerde sana da olan şey. 

Dış dünyayı fazla önemsiyorsun.
Güzel bir ortam, lezzetli yemekler, şık kıyafetler.
Evini büyütmek, terfi almak, evlenmek…
Bunlar gerçekleşirse, iyi hissedeceğini sanıyorsun.
Ama öyle olmuyor.

Lütfen hatırla:
En son ne zaman çok istediğin bir şey gerçekleşti?
O “iyi hissetme hali” ne kadar sürdü?
Sonra ne kadar çabuk yeni bir şeyin peşine düştün?

Görüyorsun; bitmiyor.
İçeride iyi hissetmedikçe istiyorsun.
İyi hissetmediğin sürece de isteyeceksin. 

Buradaki sorun şu:
Dışarıya bağımlısın.

“Şu gerçekleştiğinde, bu aşıldığında, gelecekte bir yerde..."
İyi hissetmek için çırpınıp duruyorsun.

Dünya bu sırada döktüğün teri, kanı, gözyaşını alkışlıyor.
Kimse bunun ne kadar anormal olduğunu söylemiyor.
Çünkü herkes aynı durumda.

Oysa senin doğal halin, iyi hissetmek.
Her an, her dakika iyi hissedebilirsin.
Dış koşullardan bağımsız.

Fakat bildiğin bu değil.
Yaşadığın bu değil.

Neden?
Bak anlatayım nedenini:

Kafanın içini sana özel bir kütüphane gibi düşün. 
Doğduğun günden beri, her yaşadığını bir kitap yapıp o raflara diziyorsun.
Eğer 40 yaşındaysan, içeride yaklaşık 14.600 kitabın var.
Günün herhangi bir anında, “düşüncelere daldığında”,
Aslında o kütüphanedesin. 
Ne yapıyorsun orada?
Son kullanma tarihi çoktan geçmiş bilgilerle bugünü yaşamaya çalışıyorsun. 

Örneğin, bir bahar günü deniz kenarındasın.
Arkadaşın, “Hadi denize girelim!” diyor. 
Durup düşünüyorsun. 
Hop kütüphanedesin. 

30 yıl önceki bir kitaptan şu bilgi geliyor: “10 yaşındayken bahar günü denize girmiştin ve hastalanmıştın. Sakın!”
Arkadaşına, “Olmaz!” diyorsun.
“Sen de girme, kesin hasta olursun!”

Arkadaşın hasta olur mu? Belki. 
Sen olur musun? Belki. 
Sayısız olasılık var.

Her an sayısız olasılık barındırırken,
Sen sonuçtan emin olduğunu sanıyorsun.
İşte bu sanma halin, tüm yaşamına yansıyor.

Dün 15.50 Ankara-İzmir uçağında yaşananların,
Bugün 11.20 uçuşunda birebir tekrarlanma olasılığı nedir?
Sıfır. 
Sana öyle gelmiyor işte.
Bir kere 15.50 Ankara-İzmir uçağında bulundun
Ya da hakkında bir şeyler duydun diye,
Geçmiş ve gelecek tüm uçuşlarına hâkim olduğunu sanıyorsun.
Yanılıyorsun.
Bir şey bildiğin yok. 

Yeteri kadar düşünürsen,
Her şeyi kontrol edebileceğini,
O zaman iyi hissedeceğini sanıyorsun.
Bu nedenle sürekli kütüphanedesin.

Dışarıdan yolda yürüyor görünüyorsun,
Ama aslında o yolda yürüyen sen değilsin.
Sen kütüphanedesin.

Sevgiline sarılıyor gibi görünüyorsun.
Ama onun kollarında değilsin.
Sen kütüphanedesin.

Yemek yiyorsun.
Dişlerin çiğniyor ama yemeğin tadında değilsin.
Sen kütüphanedesin.

Sürekli kütüphanedesin.
Yaşamıyorsun.
Sadece zaman öldürüyorsun.

Bugün, henüz “kendine” gelmediğin için 
Geçmişin kalıntıları ve geleceğin endişeleri arasında
Ezilip yok oluyorsun.
Yapma.
 
İçten içe istediğin tek şey, iyi hissetmek.

Anımsa:
İyi hissetmek, geçmişte değil. 
Geçmiş geçmişte kaldı. 

İyi hissetmek, gelecekte değil.
Gelecek henüz gelmedi.

İyi hissetmek, tam burada.
Tam şu anda.

Bunun için yapman gereken çok basit:
Kendine gel.
Duyularına gel.

Gözlerini aç.
Dikkatle dinle.
Kokuyu duy.
Tadı al.
İçindeki o sızıyı ya da neşeyi hisset.

Yaşam, şu an sana ne getiriyorsa; onu olduğu gibi,
İçine çek.

 

Aslı Aydemir Aytaç
Master Certified Koç (MCC) · 14+ yıl deneyim · 7600+ saat seans
Hikayenin tamamı →