Kendini Aradan Çıkar
· Aslı Aydemir Aytaç
6 yaşındaydım.
Babam o gün okul çıkışı beni doktora, aşı yaptırmaya götürecekti.
Günlerdir bu konuyla ilgili gergindim.
Çünkü iğne derime girdiği zaman acıyordu, biliyordum.
Doktora gitmeden hemen önce babam, nedenini anımsamadığım bir sebeple bana kızdı.
O kadar üzüldüm ki, dünyada geri kalan her şey anlamını yitirdi.
Aşı olmaya gittiğimde, bedenimde müthiş bir hafiflik vardı.
“Ne kadar acırsa acısın, artık ne fark eder…”
Böyle hissediyordum.
Bedenimde hiç direnç yoktu.
İğne derime girdi ve hiç acımadı.
Bu benim için bir ilkti.
Çok şaşırdım.
21 yaşında, Ankara’daydım.
Erkek arkadaşım vardı.
Bir süredir birlikteydik ama iyi gitmiyordu.
Bir akşam, başka biriyle daha görüştüğüne şahit oldum.
Kendimi evden dışarı attım ve hızlı hızlı yürürken ağlamaya başladım.
Çok canım acıyordu.
Arkamdan geldi, beni durdurdu.
Açıklamak istiyordu.
Yüzüne baktım, uzun uzun bir şeyler anlattı.
O anlatırken, bedenimde hiç direnç olmadığını fark ettim.
“Ne anlatırsa anlatsın ne olursa olsun.”
Fark etmiyordu.
Olağanüstü gevşemiş hissediyordum.
Sanki başka bir boyuttaydım.
Burası çok güzeldi.
"Başına gelen değişimlere direnmemeye çalış.
Onun yerine, hayatın senin aracılığınla içinden akmasına izin ver."
Mevlana’nın bu cümlesinde anlattığı gibi, yaşamın içimden akmasına bilinçsizce izin verdiğim bu iki anı, bugün gibi anımsıyorum.
Çünkü o anlar, geçmişte, yaşam ile sahiden temas ettiğim nadir anlardı.
Doğada hiçbir şey,
İyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz diye ayrılmıyor.
Yaprakların yere düşmesi,
Meyvenin ham olması,
Böceklerin bitkileri yemesi,
Kötü değil. İyi değil.
Olumsuz değil. Olumlu değil.
Bunlar, doğanın yaklaşık 4 milyar yıldır var oluşunun çeşitli sonuçları sadece.
Doğadayken yapabileceğin en komik şey,
“Aaaa, yapraklar da yere düşmüş! Olmaz ki.” diye surat asmak olur.
Ya da,
“Hiç oldu mu şimdi, tam ormana yürüyüşe geldik, ağaçlarda hiç meyve yok!” diye bozulmak.
Ah bir de,
Böcekleri, bitkileri yedikleri için eleştirmek: “Güzelim bitkileri yiyen kötücül şeyler bunlar!”
Yapraklar yere düşüyor.
Bu kadar.
Meyveler henüz ham.
Bu kadar.
Böcekler bitkileri yiyor.
Bu kadar.
Ne ise o.
Berrak bir su gibi.
Ötesi, gerisi, berisi, ilerisi yok.
Ama işte oluyor.
Bu berraklığa zihnin taşlar atıyor ve su bulanıyor:
“Ah keşke ağaçlar yapraklarını hiç dökmese!”
“Meyvelerin ham olması iyi olmadı…”
“Bu böcekleri imha etmek lazım aslında.”
Hani içinde bir türlü huzur bulamıyorsun ya,
Hani ne yaparsan yap olmuyor:
Bir şeyler satın al olmuyor,
Bir yerlere git olmuyor,
Bir şeyler konuş olmuyor ya…
Hep suyunun bulanıklığından.
Sen oradasın.
Dünya orada.
Temas ediyorsunuz.
Her şey bu kadar basit aslında.
Ama dünya ile senin arana, zihnin girdiğinde,
Bilgiler, deneyimler, duyumlar -kocaman bir geçmiş- kalın bir duvar gibi ayırıyor sizi.
Sen o zaman dünya ile değil,
Geçmişinle temas edip duruyorsun.
Yaşıyorum sanırken,
Durmadan duvara çarpıyorsun.
Bir yaprağın düşmesi,
Bir meyvenin ham olması,
Bir böceğin varlığı değil canını sıkan.
Geçmişten bugüne taşıdığın ve şimdi,
Bir yaprak,
Bir meyve,
Bir böcekle tekrar gün yüzüne çıkan yüklerin:
Tahliye olmamış acıların,
Bastırılmış duyguların,
Çözülmemiş çatışmaların.
Bu yüklerinle sen,
Doğada yürürken,
Doğada yürümüyorsun.
O ana kadar doğaya ilişkin ne biriktirdiysen
Onu bu yürüyüşe getirdiğin için
Sırtında geçmişi taşıyorsun.
Eziliyorsun.
Hırpalanıyorsun.
Yoruluyorsun.
Durum buyken,
Doğada değil, güvenli evinin salonunda da yürüsen,
Dünyanın öbür ucunda, mükemmel bir tatil sırasında da…
Yük, her yerde yük.
Çünkü içinde.
Gittiğin her yere onu da götürüyorsun.
Buradaki sorun şu:
Sen yüklerinle dolusun.
Zaten doluyken,
Şimdi, bu anı nereye alabilirsin?
Laozi’nin felsefesinin temelindeki gibi:
"Bir bardağın işe yararlılığı, boşluğundadır."
Senin bardağın ağzına kadar dolu.
Şimdi, bu bardağa bir damla bile ekleyemezsin.
Yaşamak?
Yaşamayı nereye alacaksın?
Yerin yok.
Yaşamı içeri alman için boş olman lazım.
Şimdi yazacaklarım acı verecek:
Dünyada bir sorun yok.
Senin içinde bir sorun var.
İçinde sorun olduğunu,
Dışarıda olup bitenlerden bu kadar rahatsız olmandan anlayabilirsin.
Ağaçlar yapraklarını döküyor. Kızıyorsun.
Sana ne bundan?
Meyveler henüz olgunlaşmamış. Hayal kırıklığına uğruyorsun.
Bunun seninle ne ilgisi var?
Böcekler bitkileri yiyor. Canın sıkılıyor.
Bunu sen neden umursuyorsun?
Çünkü konu,
Ne ağaç,
Ne meyve,
Ne bitki.
İçinde o kadar çok birikmiş, sindiremediğin yük var ki,
Dışarıdaki dünyada olan bitenler,
İçindeki yüklere temas edip duruyor.
Sen de yaşadıklarını ağaca, meyveye, böceğe bağlıyorsun.
Haklısın.
Bugüne kadar tek bildiğin,
İçine doğduğun ortamda tek gördüğün,
Şu yaşına gelene kadar tek öğrendiğin bu oldu:
Sorun daima dışarıdadır.
Ve sorunsuz bir yaşam istiyorsan,
Sorunu tespit edip
Onu çözmen gerekir.
Sırf bu yüzden,
Kaç tane değişiklik yaptın hayatında?
İş değiştirdin?
Terk ettin?
Seyahat ettin?
Kaç kişi ile kavga ettin?
Kaç kişiye haddini bildirdin?
Kaç kişiyi eleştirdin?
Çok kere,
Çok kişi…
Biliyorum.
Fakat her biri, kanayan yaraya yara bandı yapıştırmak gibiydi.
Bir süre iyi geldi.
Sonra orası yeniden kanadı.
Sen yeniden bant aradın.
Sonra orası yeniden kanadı.
Sen yeniden…
Bu bir döngü.
Otomatik tekrar ettiğin.
Ama bu sen değilsin.
Sen ezberden hareket eden biri değilsin.
Sen kimsin biliyor musun?
Seçim yapabilensin.
Bir dahaki sefere:
Herhangi bir şeyden rahatsız olduğunda,
Bir an için dur.
Bil ki, dışarıdan gelen her ne ise, bu sadece bir enerji.
Bu enerji, sende zaten var olan yüke temas etti.
Onu uyandırdı.
Yoksa, dışarıdan gelenin seninle hiçbir ilgisi olamazdı.
Bu nedenle, yaşamakta olduğuna sahip çık:
Dış dünyayı eleştirmek, kontrol etmek, onu değiştirmeye çalışmak yerine,
Bırak.
Bırak, bedenine giren enerji orada dolaşsın.
Onu ittirme, bastırma, dikkatini ondan alma.
Geldiği gibi geçecek.
(Söz veriyorum.)
Sadece izle.
Bu sırada:
Omuzlarını serbest bırak.
Göğsünü serbest bırak.
Çeneni serbest bırak.
Gevşemek, bırakmanı kolaylaştıracak.
Tüm bunlar ile bir seçim yapıyorsun:
Kendini seçiyorsun.
Huzurlu olmayı seçiyorsun.
Yaşamayı seçiyorsun.
Zorlayıcı her durumdan böyle geçebilirsin.
Ama önce yaşamındaki basit şeylerden başla.
Yaprakların düşmesinden,
Meyvelerin ham olmasından,
Bitkilerin böcekleri yemesinden belki?
Sonra yaşamındaki daha zor şeylere geçebilirsin.
İş yerindeki yöneticiye,
Komşu teyzeye,
Haberlerdeki o adama.
Her gün küçük adımlarla bile olsa,
Bırakmaya devam et:
Bir süre sonra, sadece nefes almadığını,
Yaşadığını da hissedeceksin.