← NOTLAR'a dön

İlk Büyük Yalanın

· Aslı Aydemir Aytaç

“Bir çocuğun üç ebeveyni vardır:
Annesi, babası ve annesi ile babasının ilişkisi.
Bu üçüncü ebeveyn çok önemlidir.”
Prof. Dr. Byron Norton

Uzun yıllar boyunca, annemle babamın ideal ebeveynler olduğuna tüm kalbimle inandım.
Öyle ki, ergenlik dönemimde, onları arkadaşlarımın ebeveynleriyle kıyaslarken,
Sahip olduğum bu olağanüstü şansın arkadaşlarıma haksızlık olduğunu düşünürdüm.

Annem ve babam ilgililerdi, vericilerdi, entelektüellerdi; daima bir aradalardı.
Maddi ve manevi sahip oldukları her şeyin benim için olduğunu hissettirirlerdi.
Ellerini üzerimden bir an olsun çekmediler.

Çocukluğumu yakından bilen bazı kişiler, yıllar sonra o günleri anarken beni
“Mutlu”, “Şanslı”, “Avantajlı” biri olarak tanımladı.
Gerçekten de dışarıdan öyle görünüyordu.

Yetişkin hayatımda da her insanın yaşaması beklenen zorluklar dışında,
Gözle görülür bir derdim olduğunu söyleyemem.
Dışarıda sahip olduklarım – genel görüntüm, okuduğum okullar, yaşadığım çevre vs.
Genel kabule göre, iyinin üzerindeydi.

Ama bunların hiçbiri,
İç dünyamda tam anlamıyla huzurlu ve canlı hissetmeme yetmiyordu.
Bu, çok zorlayıcıydı.

Kendimi bildim bileli, içimde olan biteni anında hissederdim.
Toplu iğne ucu kadar huzursuz olsam, bunu bilirdim.
Böyle birisi için, huzursuzluğu ve cansızlığı kesintisiz deneyimlemek,
Yaşıyor-muş gibi yapmaktı.

Ama alternatifini bilmiyordum:
Sahiden yaşamak, neydi?

Uzun yıllar,
Dış dünyada gördüğüm eksikleri tamamlarsam, olur sandım.
O işi alırsam, canlı olurum.
O ilişkiye başlarsam, huzurlu olurum.
O işi de aldım, o ilişkiye de başladım.
Ama olmadı.
Olmadım.

İçimde hiç dinmeyen bir tetikte olma hali vardı.
Böyle bir hal içinde olduğumu fark etmem,
Ne yaparsam yapayım bu halin “yok olmadığını” anlamam,
Çok uzun yıllarımı aldı.

Çok uzun yıllar sonra,
Bunun benimle ilgili olmadığını anlayacaktım.

Ama o güne kadar geçen sürede, kendi gözlerimden ben,
“Son derece avantajlı” olmama rağmen,
“Huzursuz” ve “cansız” biriydim.

Demek ki, bende bir sorun vardı.
Sahiden, ben daha ne istiyordum?

Seanslarım sırasında sıklıkla duyduğum cümlelerden biridir:
“Ben daha ne istiyorum?”

Karşımdaki kişi, hızlı hızlı konuşurken der ki,
“Evet, benim belki onu’m yok ama bu’num var!
Benim derdim ne?”

Sonra kendisine yüklenerek devam eder:
“Sen daha ne istiyorsun ya?
Bir türlü tatmin olmuyorsun!
Sana bir şey yetmiyor.
O bitiyor, bu.
Bir türlü mutlu olamıyorsun!”

Bu iç ses, aslında bir zemindir.
Ve o zeminin altında, derinde şu inanç yatar:
“Sen yeterli değilsin.”

Öyle ya,
Bir türlü “beceremiyorsun.”
Demek ki, yetersizsin.

Hayır, değilsin.
Tam aksine.

Şimdi çok iyi dinle:

Küçüksün.
İçgüdüsel beklentin, annenden ve babandan sınırsızca almak.
Ne almak?
Sevgi, şefkat, ilgi, kabul, güven, yakınlık, sıcaklık, takdir… – adını sen koy.

Annen, hiyerarşik olarak öncelikli.
Çünkü henüz babanla tanışmadan annenle tanışıyorsun.
Annenin rahmine düştüğün andan itibaren temasınız başlıyor.
Ve doğduktan sonra uzunca bir süre,
Senin için sadece annen var.

Payına düşen anne,
Seni besliyorsa, besleniyorsun.
Seni okşuyorsa, okşanıyorsun.
Seni temizliyorsa, temizleniyorsun.

Babanı bu esnada dolaylı olarak, annen üzerinden tanıyorsun.

İlk yıllar, dünya senin için şunlardan ibaret:
Annen. Baban. Ve onların birbiriyle kurduğu ilişki.
Hayatta kalabilmek için bu üçünden sınırsızca beslenmeye ihtiyacın var.

Annenin ve babanın sana sınırsızca verebilmesi için,
Kendi anne ve babalarından kaynak alabilmiş olmaları lazım.

Yapılan bilimsel araştırmalar, en fazla 14 kuşak geriye gidebildi.
Senin annenin, annesinin, annesinin … böyle 14 kez.

Ve görüldü ki:
Eğer bugün sen, annenden yeterince alamamışsan,
Bu eksiklik geçmişe, 14 kuşak öncesine kadar uzanıyor.
Yani, annen alamamış, annenin annesi de alamamış.
Onun annesi de…
Ve onunki de.
Eksiklik, tamamlanmadan elden ele geçmiş.

Ve şimdi…
Sen bugün, kuşaklar süren bir hikâyenin son halkasısın.

Annesinden eksiksiz alabilmiş o milyonda bir kişiden biri değilsen,
Çocukken kaçınılmaz bir karar vermen gerekti:

“Annem ve babam yetersiz. O nedenle bana veremiyorlar.”
“Ben yetersizim. Eğer yeterli olursam, bir gün bana verirler.”

Ve hayatta kalabilmek için
Birinciyi seçemedin.
Çünkü bu seçenek, çıkmaz sokaktı.
“Annem ve babam yetersiz.” demek,
Asla alamayacaksın, demekti.
Orası, her şeyin bittiği yer olurdu.
Ve senin yaşamak için
Bir gün alabileceğine inanman gerekiyordu.

Bu nedenle, kusursuz bir karar aldın:
Kendini yetersiz ilan ettin.

Çocukken hayatta kalmak için kendine söylediğin ilk büyük yalan:
“Ben yetersizim.”
O zamanlar için gerekliydi.

Ama bugün sen bir yetişkinsin.
Artık annenden ve babandan çocukluğundaki gibi almaya ihtiyacın yok.
Bu nedenle, “Ben yetersizim.” yalanına hala tutunuyor olman,
Artık işe yaramıyor.
Seni korumuyor.
Tam tersine, seni kısıtlıyor.

Üstelik bu ilk yalanı merkeze koydun ve
Zamanla etrafına yeni yalanlar ekledin:
Belki evliliğin.
Belki İşin.
Belki kendine dair algın.
Belki de hepsi.

Bugün bu yalanlar ile yaşayabilmenin tek yolu var:
Dikkatini sürekli dağıtmak.
Sosyal medya, sigara, alkol, şeker, eğlence, aşırı çalışma.
Hepsi yaşamında buna hizmet ediyor.

Ve bunları yapmadığın her an,
Gerçekle baş başa kalıyorsun.
Ve bu, sana ağır geliyor.

Öğrencilerim benden sık sık kitap, podcast ve benzeri öneriler ister.
Dışarıda sayısız kaynak olmasına rağmen,
Gerçekten işe yarayan, nokta atışı bir şey ile zaman geçirmek istedikleri için.

Onlara da söylerim:
Kişisel gelişim ile ilgilendiğini düşünen pek çok insan,
Bir şeyler okuyup dinleyerek kendini geliştirdiğini düşünmek ister.
Bu da bir çeşit dikkat dağıtmadır.
Kişi, bu şekilde dikkatini dağıtarak,
Sahiden gelişmekten kaçınır.

Gelişen insanın en net göstergesi,
Davranışının değişmesidir.

Benden öneri beklendiğinde, yıllardır aynı cevabı veriyorum:
Kitaplar, podcastler, Youtube videoları.
Bunların hepsini hobi olarak tüketebilirsin.

Ama içten içe aradığın şeyi, hiçbir kitap yazmadı.
Hiçbir podcast anlatmadı.
Hiçbir Youtube kanalı yayınlamadı.
Onu ancak kendi içine yolculuk etmeye hazır olduğunda bulacaksın.

Kendi hikâyemde,
Bugün, annemle babamın ellerinden gelenin en iyisini yaptığına tüm kalbimle inanıyorum.
Onlar benim için ideal ebeveynlerdi.

Çocukken derin yaralar almış iki insan…
Tıpkı yeryüzündeki pek çok anne ve baba gibi.

Senin de yaşamında, elinden gelenin en iyisini yaptığına hiç şüphem yok.

Eskiden hiçbir fikrimin olmadığı yerde,
Sahiden yaşamak, nedir? sorusuna artık şöyle cevap veriyorum:
Yüklerden arınmak;
Huzurlu ve yaşam dolu hissetmektir.

Umarım bir gün, sen de sahiden yüklerinden arınmak
Ve yaşam dolu hissetmek istersin.
Ve o gün yollarımız kesişir.

Sen hazır olduğunda,
Ben buralarda olacağım.

Aslı Aydemir Aytaç
Master Certified Koç (MCC) · 14+ yıl deneyim · 7600+ saat seans
Hikayenin tamamı →