← NOTLAR'a dön

İçindeki Vaha

· Aslı Aydemir Aytaç

2008 yılının yazıydı.
Acı içindeydim.
Kafamda tek soru dönüp duruyordu:
“Neden?”
Cevabını bir bulsam, acım dinecekti.
Tüm kalbimle buna inanıyordum.
Cevabı bulamadıkça, içimde bir de çaresizlik büyüyordu.

Birkaç ay sonra,
Önceden planladığım seyahate çıktım.
Hong Kong’a gittim.
Bir alışveriş merkezinde, ruh gibi dolaşıyordum.
Burası kocamandı: Yüksek tavanlar, geniş vitrinler, çok sayıda mağaza ve pek az insan vardı.
Doğal taşlar satan bir mağazaya girdim.
Biraz bakındım.
Çıkmak üzereydim ki, tuhaf bir şey oldu.

Mağaza sahibi beni durdurdu ve bana bir CD uzattı.
“Bunu al ve eve götür.”
Anlamadım.

Anlattı:
“Amerikalı bir müşterim vardı. Her sene buraya gelir, bana da uğrardı. Bundan 11 yıl önce geldiğinde,
‘Bu benim son gelişim. Çaresi olmayan bir hastalık teşhisi aldım. Doktor, birkaç ay içinde öleceğimi
söyledi.’ dedi. Çok üzüldüm.

Üzerinden bir yıl geçmişti, onu dükkanımda yeniden gördüğümde çok şaşırdım ve sevindim. Çok iyi
görünüyordu. Bana dedi ki, ‘Son umudum ile Dalai Lama’yı ziyarete gittim. Ona durumumu anlattım
ve yardımını istedim. Dalai Lama bana bir CD verdi ve bunu dinle dedi.”
Sonra devam etti:
“Müşterim, 10 yıldır her sene buraya gelmeye, bana uğramaya devam ediyor. Benden, kendisini
iyileştiren CD’yi yaymamı rica etti.”

CD’yi alırken içimden şöyle bir cümle geçtiğini anımsıyorum:
“Bu, sıra dışı bir an.
Fakat henüz benim anlayışımın ötesinde.
Bir gün bunun ne olduğunu anlayacağım.”

İstanbul’a döndüm.
Bavullarımı boşaltırken CD’yi de çıkardım.
Renkli fotokopi ile üzerine basit bir kapak yapılmıştı.
İçinde ölümcül bir hastalığa iyi gelen ne olabilirdi?

CD çalmaya başladı.
Evi birdenbire ruhani bir hava kapladı.
Ne yalan söyleyeyim, bunu küçümsedim.

CD çalmaya devam etti:
Kulağa kadife gibi gelen bir ses, AUM diyordu.
Birbirinden farklı, anlamadığım kelimeler,
Arka arkaya,
Defalarca,
Otantik enstrümanlar eşliğinde,
Tekrarlanırken,
Şimdi,
Burada
Bana
Bir
Şeyler
Olmaktaydı.
Üzerimdeki
Tüm
Yükler
Sanki
Birer
Birer
Buhar
Oluyor,
Gidiyordu.
Bu,
Hafifletici
Ve
Olağan
Üstü
Bir
His
İdi.

Bana
Ne
Oluyordu?

İki yolcu çölde yürüyorlarmış.
Biri sürekli yakınıyormuş:
“Ne kadar sıcak!”
“Ne kadar ıssız!”
Diğeri ise sessizce yürüyor, ara ara gülümsüyormuş.
İlk yolcu dayanamamış:
“Sen neye gülümseyip duruyorsun? Burada hiçbir şey yok!”
İkinci yolcu cevap vermiş:
“İçimde bir vaha var. Orada serinliyorum.”

Anlamam yıllar aldı:
O gün, o CD’den evime yayılan sesler,
Zihnimi devre dışı bırakarak,
Şefkatle elimden tutmuş,
Beni içimdeki vahaya götürmüştü.

Vaha, olağan üstüydü:
Huzurluydu.
Sakindi.
Dingindi.

İhtiyaç duyduğum,
Her şeydi.
Her yerdi.
Herkesti.

Sonra ne zaman,
(Ki uzunca bir süre yine tesadüfen)
Vahaya gittiysem,
Vaha, hep oradaydı.
Hep şefkatliydi.
Hep nazikti.
Hep açıktı.

Bir yerden sonra baktım ki,
Yaşamımın her anında,
Küçük veya büyük adımlarla,
Direkt ya da dolaylı yollarla,
Ne tür bir deneyimden geçiyor olursam olayım,
Bir mıknatıs gibi oraya çekiliyorum.

Sende de durum aynı.
Bir mıknatıs gibi ihtiyaç duyduğuna çekiliyorsun.

Bak anlatayım:
Yaşamının doğal akışı içinde,
Bir sürü deneyimden geçiyorsun.

Bazıları sana zevk veriyor.
Bazıları seni zorluyor.

Zevk verenler:
Devam etsin istiyorsun.
Tekrar etsin istiyorsun.
Çünkü onların içinden geçmek, huzurlu, mutlu, güçlü hissettiriyor.
Ve sen bu hislere açıksın.
O anların her biri, kendiliğinden vahada olmak gibi.

Zorlandığın anlardan ise:
Kaçmak istiyorsun.
Kurtulmak istiyorsun.
Uzaklaşmak istiyorsun.
Çünkü onların içinden geçmek, huzursuz, mutsuz, tatsız hissettiriyor.
Ve bu hislere kapalısın.

Bu nedenle onlardan,
Kaçmak,
Kurtulmak,
Uzaklaşmak
İçin ne gerekiyorsa yapıyorsun.

Örneğin,
Eline telefonunu alıyor, düşünmeden sosyal medyaya giriyorsun.
“Kafamı dağıtıyorum.” diyorsun.
“Beynimi dinlendiriyorum.” sanıyorsun.
Belli ki, kafanın mevcut hali iyi hissettirmiyor.

Estetik operasyon yaptırmayı planlıyorsun.
Operasyon sonrasında nasıl görüneceğin, sana heyecan veriyor.
Yeni halin ile iyi hissedeceğine inanıyorsun.
Belli ki, mevcut halin iyi hissettirmiyor.

Hiç durmadan çalışıyor ve para kazanıyorsun.
Bu kadarına ihtiyacın yok ama “Elimde değil, duramıyorum.” diyorsun.
Durursan, yetersiz hissedersin.
Durursan, değersiz hissedersin.
İçten içe biliyorsun.
Belli ki, bunlar sana iyi hissettirmiyor.

Zorlayıcı hislerden kaçmak için yaptıkların,
Bazen bir saat sürüyor.
Bazen bir ömür boyu.

Buradaki sorun şu:
Seni zorlayanla değil,
Başka bir şeyle ilgileniyorsun.
O nedenle, bir türlü olmuyor.

Bu, şuna benziyor:
Bahçeli bir evde yaşıyorsun.
Evinin içinde de bir salon bitkisi bakıyorsun.
Bir gün, salon bitkinin susuz kaldığını, yapraklarını döktüğünü fark ediyorsun.
Onu iyileştirmek niyetiyle gidip bahçeni suluyorsun.

İçinin kuraklığından şikayetçisin.
Dışına su veriyorsun.

Bu nedenle, bir türlü olmuyor.
Kısır döngüde devam ediyorsun.

Çözüm aslında basit:
İçinin kuraklığından şikayetçisin.
İçine su vermelisin.

Bunu iki adımda yapabilirsin:
1. Vahanı bul.
2. Ona gözün gibi bak.

Hadi birlikte bir adım atalım. Seni vahana götüreyim.

- Burnundan derin, uzun bir nefes al, karnına doldur,
- Önünde bir mum var - onu üflüyormuş gibi ağzından sakince nefes ver.
- Böyle birkaç tane nefes alırken:
Omuzlarını gevşet,
Boynunu gevşet,
Çeneni gevşet,
Dilini gevşet,
Karnını gevşet,
Sırtını gevşet,
Kollarını gevşet,
Bacaklarını gevşet,
Ayaklarını gevşet.

Cevap istemiyorum.
Sadece soruyu okuduğunda, bedeninde olanları gözlemle:
Sen kimsin, eğer hiçbir şey açıklamak zorunda olmasaydın?

Vahana hoş geldin.
Burası senin.
İhtiyaç duyduğun,
Her şey,
Her yer,
Herkes
Burada.

Burası senin içinde.
Ona iyi bak.

Aslı Aydemir Aytaç
Master Certified Koç (MCC) · 14+ yıl deneyim · 7600+ saat seans
Hikayenin tamamı →