Dünya Burada, Sen Yoksun
· Aslı Aydemir Aytaç
Bir zamanlar bir adamın çok güzel bir atı varmış. Bir gün bu at kaçmış. Bütün komşuları adama gelip “Ah ne büyük şanssızlık, geçmiş olsun!” demişler.
Adam, “Belki öyledir, belki de değildir.” diye yanıtlamış. Aradan zaman geçmiş. Bu güzel at, peşine üç vahşi atı takıp geri dönmüş. Komşular yine adama gelmişler. “Ah bu ne büyük bir şans böyle!” demişler.
Adam, “Belki öyledir, belki de değildir.” diye yanıtlamış.
Adamın oğlu, bu vahşi atları eğitmeye çalışırken bir tanesinden düşüp topal kalmış. Komşular yine adama gelerek şöyle demişler: “Yahu bu ne şanssızlık! Geçmiş olsun.”
Adam aynı cevabı vermiş: “Belki öyledir, belki de değildir.” Ve bir gün bir savaş çıkmış. Adamın topal oğlu hariç köyün bütün gençlerini askere almışlar. Komşular yine gelip “Bu ne büyük bir şans!” demişler.
Adam her zamanki gibi yanıt vermiş: “Belki öyledir, belki de değildir.”
***
Buradasın.
Şimdi, tam şu anda, bulunduğun yerde,
Dünya içine giriyor.
Işık olarak gözlerinden.
Ses olarak kulaklarından.
Tat olarak dilinden.
Koku olarak burnundan.
Doku olarak derinden.
Her an, her dakika oluyor bu:
Dünya sana geliyor.
Işık, ses, tat, koku, doku.
Bunların her biri, dünyadaki ham veriler.
Duyu organların bu verileri, elektriksel sinyallere dönüştürüyor.
Sonra sinir sistemin, bu sinyalleri beynine iletiyor.
Beynin, bu sinyalleri karşılaştırıyor, birleştiriyor, anlamlandırıyor ve senin için bir algı yaratıyor.
Örneğin, dışarıda bir ağaç görüyorsun.
Onu görüyor olman, gözlerinden gelen sinyallerin beyninde işlenmesiyle oluşuyor.
Bu ağaç, inançların, değerlerin, birikimlerin ve şu an içinde bulunduğun ruh haliyle birleşiyor.
Böylece bu sana özel bir ağaç oluyor.
Benzersiz bir ağaç.
Yani, dış dünyadaki gerçek ağacı değil,
İç dünyandaki temsilini algılıyorsun.
Sadeleştiriyorum:
Önce dünya sana geliyor.
Geldiği anda da sana özel hale geliyor.
Kimsede olmayan, seninle bütün bir hale.
O artık, senin dünyan.
Sana özel bir deneyim,
Sana özel bir gerçeklik.
Bu yaşamın sana dokunuşu.
Ve bu süreç, otomatik işliyor:
Bilinç dışında,
Tıkır tıkır…
Bilinçli bir şey yapman gerekmiyor.
Ama işte, ne yazık ki, yapıyorsun.
Böylesine kendiliğinden bir sürece,
Zihnini dahil ediyorsun.
Gitmekte olan arabanın tekerleğine çomak sokmak gibi.
Olanı olduğu haliyle bırakamıyorsun.
Yaşam sana dokunuyor ama sen yoksun.
Duyu organların birer alıcı olarak var ama
Onları bile zihninle kullanıyorsun.
Zihninle görüyorsun.
Zihninle duyuyorsun.
Zihninle tadıyorsun.
Bu ne demek biliyor musun?
Bir örnek üzerinden anlatayım:
Kızımızın ana sınıfında ilk karne günü.
Tüm veliler sınıftayız. Öğretmenler, çocukların isimlerini birer birer okuyor, her çocuğa sarılarak fotoğraf çektiriyorlar.
Şimdi ve burada, harika görüntüler var:
Çocuklarımız gülüşüyor, şakalaşıyor, birbirlerine sarılıyor.
Yoğun duygular var: Heyecan, mutluluk, gurur.
Pek çok ses var: Kahkahalar, kuş cıvıltıları, müzik.
Mis gibi kokular var: Yasemin kokusu, ağaçların kokusu, temizlik kokusu.
Dünya, şimdi ve burada, tüm eşsizliğiyle duyu organlarımızdan içeri giriyor.
Peki, biz neredeyiz?
Kendi adıma, her zamankinden daha yoğun duygular yaşadığımı fark ediyorum.
(Bu, benim daha sonra üzerine çalışmak üzere kenara not ettiğim bir an.)
Diğer velilerin, fotoğraf çekilmek üzere öne çıkan her çocuk ile ilgili konuştuklarına şahit oluyorum:
“Beren ne kadar da hevesli, hep bu anı beklemiş!”
“Minicik ya, Ali’ye bak!”
“Annesi izliyor diye Lal dört köşe oldu!”
“Arel sınıfın en uzunu, maşallah!”
“Mehmet’in yanaklar çok tonton!”
Hiç es vermeden, tören boyunca konuşuyorlar.
Çünkü zihin boşluk sevmez.
Boşlukları bildikleriyle doldurmak ister.
Dolduruyorlar.
Doldururken;
Gördükleri sınırlanıyor.
Duydukları kısıtlanıyor.
Hissetmiyorlar.
Olanı, kafalarındaki şablona koyup öyle yaşıyorlar.
Senin de yaptığın gibi.
Farkında olmadan.
Şimdi ve burada -ilk kez ve son defa- yaşanmakta olan anın,
“Biliyorum” dediğin bir şey ile nasıl bir ilişkisi olabilir?
Neden illa bir ilişkisi olmalıdır?
Sahiden:
Beren’in bakışlarına yaptığın yorumun,
Ali’nin boyuna yaptığın vurgunun,
Mehmet’in yanaklarını tasvir etmenin…
Bütün bunlarla tam şu anda ilgileniyor olmanın altında ne var?
Ben söyleyeyim:
Sahiden yaşamadığında,
Yaşadığını kanıtlamaya ihtiyaç duyarsın.
Bilgiler, yorumlar, yargılar…
Hepsi bu ispatın bir parçasıdır.
Yaşam sana dokunduğunda,
Bu teması hissetmek yerine,
Kafanın içine kaçarsın.
Çünkü hissetmek, cesaret gerektirir.
Yaşamın dokunuşunu kabul etmek,
Yaşayabilmeyi gerektirir.
Ama asıl soru şu:
Neden sahiden yaşamak yerine yaşıyor gibi yapıyorsun?
Çünkü bildiğin bu.
Öğrendiğin, maruz kaldığın bu.
Nefes almak, iç güdüseldi, hayatta kalmayı öğrendin.
Ama yaşamayı ise bilmiyorsun.
Hiç öğrenmedin.
Ne ailende böyle biri vardı.
Ne eğitim yaşamında böyle bir örnek gördün.
Üstelik,
Yaşamak, açık olmak demek:
Her an, her şey olabilir.
Yaşamak, risk almak demek:
Her an, her duygu gelebilir.
Yaşamak, kontrolünün dışında:
Ezberini bozar, bilinmezliği kucaklamanı gerektirir.
Biliyorum, bunlar güvenli değil gibi geliyor.
Zaten tam da onun için “yaşıyor gibi” yapıyorsun.
Orası tanıdık.
Bildiğin bir acıyı, bilmediğin bir mutluluğa tercih ediyorsun.
Haklısın.
Ama işte, mutlu değilsin.
Çünkü senden öncekilerden devir aldığın bir döngüde seyir halindesin.
Bunu sen seçmedin.
Ama artık ayrımı biliyorsun.
Karar vermek zorundasın.
Senin olmayan bu döngüde tamam mı, devam mı?
Her ikisini birden tercih edemezsin.
Ya zihnini seçeceksin ya kalbini açmayı.
Yaşamayı bildiğinde:
Olduğun yerde durabilecek,
Olanı, olduğu gibi izleyebileceksin.
İlk kez fark edeceksin ki,
Aslında her şey bir hayal ve sen tam da bunu deneyimlemek için buradasın.
Yaşam; o yeni işe girdiğinde,
O kişiyle evlendiğinde,
Ya da para kazandığında
Başlamayacak.
Yaşam, şimdi ve burada başlayacak.
Sonra nereye gitmek istersen git.
Nerede kalmak istersen kal.
O yaşam enerjisi,
Dışarıdan bağımsız olarak
İçinde her an var olacak.
Zihnini, bu esnada tek bir şeye ada: Dikkatini vermeye.
Şimdi ve burada olan bitene dikkatini ver.
Yaşam sana nasıl dokunursa dokunsun,
O teması olduğu haliyle kabul et.
Hepsi bu.
Zihnini sürekli konuşan o arkadaşın gibi düşün. Seni gürültüsüne her çektiğinde, “Hayır,” de, “Seninle takılmayacağım. Ben şimdi ve burada kalıyorum.” Dikkatini neye verirsen, yaşamın o yönde şekillenecek. Sana söz.