← NOTLAR'a dön

Ben Kimim - Hikâyenin Aslı

· Aslı Aydemir Aytaç

2012 yılından bu yana farklı kişiler ile çalışıyorum.
Yaptığım iş nedeniyle, baş başa onların yaşamlarını konuşuyoruz.
Bireysel görüşmeler için gelebiliyorlar.
Çift olarak ilişkileri için gelebiliyorlar.
 
Bu yazıyı yazdığım an itibari ile 3.700+ kişi ile bireysel/çift seansı yapma şansım oldu.
Çalıştığım en küçük yaş, 13.
Çalıştığım en büyük yaş, 72.

Annem, bir gün dedi ki, “Çok seans yapıyorsun. Bu seansları bir kitapta anlatsana; danışanlarının hikâyeleri eminim çok ilginçtir.”
İşin etik kısmı bir yana, benim değil bir kitaba dökmek, çok sayıda seans sırasında ne konuştuğumuza ilişkin anlatabileceğim tek bir hikâye bile yok.

Çünkü hikayeleri anımsamıyorum.
Bunun da önemli bir nedeni var.
 
Bu seanslarda, yaşamın kendisi konuşuldu.
Ayrılıklar ve barışmalar,
Hayaller ve pişmanlıklar,
İstekler ve vazgeçişler,
Aklına ne gelirse, her şey.
 
Her insan benzersiz hikâyesini anlattı.
Fakat her hikâye, yalnızca yüzeyde olan bitenlerdi.
Bazen kişinin herhangi birine anlatabileceği, hatta dışarıdan herkesin görebileceği kısım. 
Çalışmaya başladığım ilk yıllarda burayı, yani yüzeyi dinliyordum.
Onunla çalışıyordum.
Başka türlüsü elimden gelmiyordu.

İtiraf etmeliyim ki, gelenler memnun da olsalar, kat ettiğimiz yollar sanki sıradandı.
Bu, bana yetmemeye başladı.
Başka bir şey olmalıydı.
 
Zaman içinde, 
Çalışmalarım esnasında şunu fark ettim:
Her zaman buzdağının bir de görünmeyen kısmı var.
Burası derin.
Burası, duyulmak ve görülmek istiyor.
Burası ile temas, bir seçenek değil:
Gereklilik. 
 
Seanslar sırasında,
Yavaş yavaş bunu yapmaya başladım.
İşte o zaman, sıra dışı yollar kat etmeye başladık.
 
Çok sayıda çalışma ardından, fark ettiğim şey beni çok etkiledi:
Yüzeyde ne konuşursak konuşalım,
Derine indiğimizde, hep aynı şeyi konuşuyorduk:
Hisleri.
 
His kelimesi, TDK’da şöyle geçiyor:
“Yaşanılan, tanık olunan ya da gözlemlenen şeylerin kişinin kalbinde yarattığı etki.”
 
Yüzey, yaşanılan, tanık olunan ya da gözlemlenenlerdi.
Derinde ise hikâyenin kişinin kalbinde yarattığı etki vardı. 

Tüm deneyimimi süzdüğümde gördüğüm bir şey var:
İnsanlar bana, hikâyelerinin kalplerinde yarattığı etkiyi sindiremediklerinde geliyorlar.
 
Ne demek sindirememek?

Diyelim ki bir patron çalışanı tarafından dolandırıldığını fark ediyor. 
Bunun karşısında çeşitli hisler duymasını bekleyebilirim:
Canı sıkılabilir, hayal kırıklığına uğrayabilir ya da öfkelenebilir.
Eğer bu hisleri kabul eder ve “Keşke böyle olmasaydı ama oldu.” diyebilirse,
Yaşadığını sindirmiş olur.
Teselli etmek için “Gelmiş geçmiş olsun.” deriz ya; onun gibi,
Hikâyenin neden olduğu o zorlayıcı hisler, kişi için gelmiştir ve gerçekten geçmiştir.

Diğer olasılık da şudur:
Kişi, yaşadıklarını sindiremez.

“Ya bu nasıl olur? Ben bu adama iyilikten başka ne yaptım! Ne kadar nankör insanlar var. Benim gibi birine bile bunu yapıyorlarsa, dünya yaşanmaz hale gelmiş demektir!”

Kafada susmayan konuşmalar, yargılar;
Bedende kalp çarpıntısı, ateş basması veya omuzlarında yük hissi gibi deneyimler…
Bunların hepsi, gelenin geçmediğini anlatır.

Bazı durumlarda, sindirim yıllarca gerçekleşmez.
20 yıl önceki düğününde kayınvalidesinin kendisini çimdirmesine hala inanamayan gelin gibi…

Arka planda açık kalan programlar bilgisayarı nasıl ağırlaştırıyorsa,
Sindiremediklerin de bugün yaşamını öyle ağırlaştırır.

Sindiremediklerin, rahatsız edici, biliyorum.
Bu nedenle, onları bastırıyor
Ya da yok sayıyorsun.
Suyun altındaki bir balonu ellerinle bastırmak gibi…
Kafanı başka yöne çevirmen, o balonu yok etmeye yetmiyor.
Elini çektiğin an yüzeye fırlamak için her şeyi yapıyor.

Einstein’ın fizik anlayışının temel taşlarından biridir:
“Enerji yok olmaz, sadece biçim değiştirir.”

Kendi hayatından biliyorsun işte…
Bastırdığın enerji yok olmuyor.

Öfkeye dönüşüyor.
Kronik ağrıya dönüşüyor.
Tehlikeli hastalığa dönüşüyor.

Sen de doktora gidip sorununu çözmesini bekliyorsun.
Modern tıp, sonucu ortadan kaldırmaya destek olabiliyor.
Ama derinde, sorunun kökü durmaya devam ettikçe;
Bazen yıllarca, türlü sıkıntılar ile uğraşıyorsun.

Tam burada gerçek ile nasıl bir ilişki kurmak istediğin devreye giriyor.

İki seçeneğin var:

Gerçeğe direnecek misin?
Gerçeği kabul edecek misin?

İlkini anlatmama gerek yok.
O, doğduğun andan beri bildiğin yol.

Gel biz ikincisini konuşalım.

Gerçeği kabul etmek;
Onunla olduğu gibi, kendiliğinden ve dürüst bir ilişki kurmak demek.

Elindeki çok değerli bardağı düşürdün.
Bardak kırıldı.
Bunu kabul edebilir misin?

Annen, sana seni yetersiz bulduğunu yeniden anımsattı.
Kalbin kırıldı.
Bunu kabul edebilir misin?

Haberlerde savaş çıktığını gördün.
Canın acıdı.
Bunu kabul edebilir misin?

Bardağı, anneni, savaşı…
Yaşamının bir yerinden sana değen gerçekleri kabul edebilir misin?

Aslında,
Gerçekten yaşamak için başka şansın yok.

Gerçeği kabul etmeden, bir sonraki adımı attığında,
Yüklerin ile yoluna devam etmiş oluyorsun.

Bu da yaşamak olmuyor;
Yük taşımak oluyor.

Doğduğundan beri,
Aldığın tüm yükleri gözünün önüne getirdiğinde,
Ne kadar çok şey taşıdığını kendi gözlerinle görebilirsin.

“Ne yapıyorsun?”
“Yük taşıyorum.”

Gerçekten istediğin bu değil.

Ama, bildiğin bu.
Öğrendiğin bu.
Yapabildiğin bu kadar.
Haklısın.

Şimdi, önünde yepyeni bir yol daha var:
Gerçekten yaşamak yolu.

Yüklerden uzak, iç huzuruyla, sakinlikle
Var olmanın yolu.

Gel, bir an oraya götüreyim seni:
Elinde herhangi bir şey varsa lütfen bırak.
Burnundan karnına derin bir nefes al,
Yavaşça.

Omuzlarını rahat bırak. 
Çeneni rahat bırak.
Sırtını rahat bırak.

Göz kapaklarını rahat bırak.
Alnını rahat bırak.
Enseni rahat bırak.

Kollarını rahat bırak.
Göğsünü rahat bırak.
Karnını rahat bırak.

Bacaklarını rahat bırak.
Dizlerini rahat bırak.
Ayaklarını rahat bırak.

Dilini rahat bırak.
Dişlerini rahat bırak.
Kafanı rahat bırak.

Yavaş yavaş.
Bedeninin bütününde olmakta olana dikkatini ver.

Şimdi ve burada,
Gerçekten yaşadığın bir an bu.

Tüm yaşamın,
Sana değen ve değecek olan tüm gerçeklerden bağımsız,
Böyle olabilir.

Bunun için, sadece sana ihtiyacım var.
Ne zaman istersen,
Ben buralardayım.

Aslı Aydemir Aytaç
Master Certified Koç (MCC) · 14+ yıl deneyim · 7600+ saat seans
Hikayenin tamamı →